BASI YARALARI OLUŞUMU VE ÖNLENMESİ SÖZLÜĞÜ
 

Epitel:
Cildin en üst tabakasıdır. Dış etkenlere karşı bütün bedeni koruyucu bir görevi vardır. Devamlı olarak yenilenen, yenisi yapılıp eskisi parça parça dökülen bir yapıdır. Banyo yaparken dökülen deri kısmı budur. Deri bası altında kaldığında kızarır. Daha çok etkilenirse sıyrılır. Bu yüzeysel yaralar ve sıyrıklar epitel tabakasına sınırlıdır. Epitel tabakasına sınırlı yaralar çok çabuk iyileşirler. Epiteli yok edecek şiddetteki etkiler sonucunda daha alttaki deri tabakaları da zedelenmeye başlar. Bu durum daha geç ve güç iyileşir. Baı yaraları oluşurken başlangıçta sadece epitel etkilenir. Bu aşamada fark edilir ve önlem alınırsa iyileşme çok çabuk olur. Yara oluştuğunda da iyileşmenin tam olabilmesi için yaranın üzerinin epitel ile örtülmesi gerekir. Bu yüzden yaranın çevresindeki sağlam epitelin yaranın üzerine doğru ilerleyebilmesi lazımdır. Bu amaçla arada engel oluşturabilecek kalıntı dokuların cerrahi olarak kesilmesi gerekebilir.

Yara iyileşmesinde kullanılan bazı pansuman yöntem ve maddeleri oluşan epiteli yok ettiklerinden yarar sağlamak yerine iyileşmeyi geciktirebilir hatta olanaksız hale getirebilirler.

Ülser:
Yara diye anılan durumdur. Vücudu kaplayan derinin bir bölgesinin her hangi bir nedenle kaybı sonucunda oluşan bir durumdur. Ülser diye adlandırılan yaralar deri ya da mukoza denilen bedenin örtü bölümlerinde oluşurlar. Ancak yüzeyde oluşmalarına rağmen yüzeysel kalmayıp derinleşebilirler. Doku içlerinde oluşan yaralanmalara ülser adı verilmez.

Ülser oluşan derinin bütünlüğü bozulmuştur. Hafif bir oyuntu oluşmuştur. Ülserler, kanamalı, iltihaplı, mikroplu, kokulu, sulantılı ya da kabuklu olabilir.

Küçük ve yüzeysel olan ülserler kendiliğinden iyileşebilirse de genellikle tedavi edilmeleri gerekir.

Nekroz:
Bir anlamda doku çürümesidir. Hasara uğrayan deri ya da daha alt tabakalarda bulunan doku ölür. Ölen doku genellikle siyah görünümlüdür, ancak koyu renkli olması zorunlu değildir. Ölen doku, yerini bir boşluğa bırakabilir.

Eskar:
Zedelenmiş, yaralanmış dokunun üzerinde bulunan çürümüş doku tabakasıdır. Genellikle koyu siyah ve kötü görünümlü olan bu tabaka altında sorun varlığını sürdürür. Debridman adı verilen yöntemle bu yapışık doku alttaki dokudan ayrılarak çıkarılmalıdır. Aksi takdirde iyileşme pek mümkün olmaz.

Kavite:
Boşluk anlamında bir terimdir. Her hangi bir nedenle doku kaybı oluştuğunda kavite oluşur. Bu kavite bazen kalıntı hücre parçacıkları içerir. Bazen iltihap hücreleri ile doludur. Bazen sıvı içerebilir. Bazen de mikrop üreyerek kokulu ve akıntılı hale gelebilirler.

Kavitelerin bir yüzeyi açık olabileceği gibi, dokuların alt tabakaları içerisinde kapalı bir mağara şeklinde de oluşabilirler. Cildin üst tabakasında belirgin bir kayıp olmadığı halde bazı bası yaraları, çok daha derinde geniş ve derin bir kavite halinde olabilir. Bir kenarından fistül denilen bir kanal aracılığı ile cilde ulaşabilir. Bu kanalın içine bir cerrahi alet sokulursa şaşırtıcı boyutta büyük bir kavite ile karşılaşılabilir. Bu tür bir kavite hasarın oldukça ileri bir aşamada olduğunu gösterir.

Kaviteler yeni oluşmuş ya da kalıcı hale gelmiş olabilirler. Zamanla iyileşirse içlerini tamir etme amacıyla oluşan bağ dokusu doldurabilir. Bu tamir dokusu eski doku ile aynı özellikleri taşımaz. Aynı yaralayıcı etkiler sürerse bu bölgede ikinci kere daha kolay yara açılır.

Fistül:
Bir çeşit kanal oluşumudur. Genellikle kapalı yara ve benzeri durumlarda oluşur. Kapalı ortamda gelişen reaksiyonlar sonucu oluşan sıvımsı akıntıların o ortamdan dışarı akmasını sağlar. Bazen bedenin içinde bir yapıdan diğer yapıya geçişe neden olan bir kanal şeklindedir. Çoğunlukla ise içerde oluşan kapalı bir yapının dışarı ile bağlantı yolunu oluşturur.

Fistül oluşumu olağan bir gelişme değildir. Ancak iyileşme aşamasında fistül gelişmesi boşaltımı sağlayarak işe yarayabilir. Fistülün dışarı ile bağlantılı olan ağız kısmından sürekli bir akıntı vardır. Bu akıntı çoğu kere kokulu, kıvamlı ve renkli bir sıvı şeklindedir. Bazen bu akıntı kuruyarak çıkışı engelleyebilir. Fistülün ağzı olan derideki akıntılı delik, bir çeşit krater ağzı gibidir. Küçük bir ağız kısmı olan bu fistül, derinlerdeki büyük bir sorunun göstergesidir.

Enfeksiyon:
Mikroplar tarafından oluşturulan bir durumdur. Bedenin her hangi bir bölgesinin her hangi bir nedenle zedelenmesinin ardından doku bütünlüğü bozulunca, mikroplar burada oluşan kan ve doku yıkımı ürünleri içinde kolayca besleneceklerinden ürerler ve yerel bir tahribat yaratırlar. Bu nedenle oluşan bası yaraları da mikrop üremesi için iyi bir zemin olduğundan enfeksiyon oluşma olasılığı yüksektir. Oluşan enfeksiyon genellikle oluştuğu yerde sınırlı kalır. Ancak gerek bedenin savunma gücünün azalması ile, gerekse de mikropların sayı ve nitelik olarak kapasiteleri artınca bu sınır kalkar ve enfeksiyon daha yaygın hale gelebilir. Bu aşamada yüksek ateş ve ciddi boyutta halsizlik, kırgınlık belirtileri oluşur.

Bütün bedeni etkileyen bu süreç bazen çok ileri aşamalara ulaşabilir. Kan dolaşımı içinde çoğalan mikroplar (bakteriyemi) bütün bedene ulaşırlar. Bazen bunun sonucunda Septisemi denilen, bütün vücudun yaygın ve ağır bir enfeksiyonu oluşur. Antibiotikler ile tedavi edilmesi mümkün olan bu aşamada, bazen tedavi başarılı olmaz ve bu durum ölümle sonuçlanabilir.

Kolonizasyon:
Mikroplar, hemen her yerde bulundukları gibi bedenimizin özellikle dışarı ile ilişkili yerlerinde bulunurlar. Bu bölgeleri tamamen mikropsuz hale getirmek olası değildir. Ayrıca, bu dışa açık vücut bölgelerini mikroptan arındırmaya çalışmak gereksiz ve zararlıdır. Bu mikroplar elverişli ortamı buldukları yani beslenebildikleri ortamda çoğalırlar. Bir ortam, ne kadar elverişli hale gelirse o kadar çok sayıda mikrop barındırır. Örneğin olağan biçimde boşaltılamayan ve içinde sürekli olarak idrar birikintisi olan idrar kesesinde bu mikrop sayısı çok artar. Bu duruma kolonizasyon adı verilir. Kolonizasyonun varlığı enfeksiyon anlamına gelmez. Ancak durum değişir ve yerel direnç ile mikropların gücü arasındaki denge mikropların lehine bozulursa enfeksiyon gelişir. Enfeksiyon antibiotikler ile tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Oysa kolonizasyon için bu durumu oluşturan etkenlerle mücadele etmek dışında bir tedavi yapılmaz.

Kültür ve Antibiogram:
Bir yerde bir enfeksiyon varsa, ona neden olan bir enfeksiyon ajanı yani mikrop var demektir. Bu mikrobun cinsinin bilinmesi hangi ilacın verileceğine karar vermek için yarar sağlar. Buna karar vermek için tahminde bulunulabilir. Deneyime dayanan bu tahminlerle de olası etkene kaştı bir antibiotik tedavisi başlanabilir. Daha doğru olan uygulama, enfeksiyon olan bölgeden örnek alınarak uygun ortamlarda (besi yeri) mikrobun üretilmesi ve böylece tanınmasıdır. Bu işleme kültür adı verilir. Üretilen bu mikrop değişik ilaçların içine ekilerek hangi antibiotikten etkilenmediği, hangisinin içinde ise üremesi ve çoğalmasının durduğu saptanır. (Antibiogram) Laboratuar koşullarında yapılan bu işlemler birkaç gün sürer. Bu nedenlerle önce varsayıma dayalı bir tedavi başlanır. Daha sonra laboratuardan elde edilen sonuçlara göre gerekirse tedavi değiştirilir.

Yaralardan örnek alınırken çoğunlukla olağan örnek alma yöntemi kullanılır. Bu tümüyle hatalıdır. Çünkü bu mikroplar enfeksiyonu yaratan mikroplar değillerdir. Enfeksiyonu yaratan asıl mikroplar yaranın derinlerinde bulunurlar. Bu nedenle ince iğne biyopsisi denilen bir yöntemle, yüzeyden bir bulaşmaya neden olmadan, yaranın derinlerinden hatta altındaki kas dokusu içinden örnek almak gerekir. Aksi takdirde yapılan antibiotik tedavisi ile yüzeydeki kolonizasyon mikropları öldürülür. Böylece enfeksiyon önlenmemiş olur. Ayrıca mikroplar arasında bir üreme yarışı olduğundan diğerleri yok edildiğinde asıl etkeninin daha rahat üremesine yardım edilmiş olur.

Ödem:
Kabaca şişme anlamına gelen bir terimdir. Hücre içi, hücreler arası ya da çevresinde bulunan sıvının aşırı artışı ile oluşur. Bu nedenle söz konusu olan doku şişer ve işlevini yeterince yerine getiremez olur. Ödem yaygın olduğunda bütün beden şişebilir. Ödem, özellikle yerçekiminin en çok etkilediği yerlerde belirir. Örneğin uzun süre ayakta duran kişinin ayakları şişer. Uzun süre sırt üstü yatan kişinin sırtı ve arkası, yan yatan kişinin o taraftaki göz kapağı ve yanağı şişebilir. Tekerlekli sandalyedeki kişilerin oturak bölgeleri şişer. Yatağa bağımlı erkek hastaların scrotumda gelişen aşırı şişlik de benzer özellikler taşır.

Sıvının doku aralarında böylesine yoğunlaşmasının bir çok nedeni olabilir. Bağımsız hareket yeteneğini yitiren kişilerde en sık görülen neden beslenme bozukluğuna bağlı olarak albumin azlığıdır. Bunu engellemek için aksini gerektiren bir durum yoksa, et, süt, yumurta gibi proteinli gıdaların daha çok verilmesi gerekir. Ödem oluşmasındaki bir diğer olası neden, damar yoluyla sıvı verilenlerde yani serum tedavisi alanlarda, uygun serumun seçilmemiş olması ya da uygun miktarın ayarlanamamış olmasıdır. Ödemin diğer önemli nedenleri kalp, böbrek, karaciğer yetmezliği gibi hastalıklardır.

Protein:
Vücudun yapı taşı olan maddelerdir. Et, süt, yumurta gibi hayvansal kaynaklı yiyeceklerde bol bulunur. Bakliyat başta olmak üzere bitkisel yiyeceklerde de daha az oranda vardır.

Çocukluk çağında protein eksikliği büyümenin aksamasına neden olur. Çocuklukta ve erişkinlikte eksikliğinde hastalıklara karşı direnç azalır. Az hareket eden, çok yaşlı ve yatağa bağımlı kişilerde protein eksikliği varsa, bası yaralarının açılması kolaylaşır. Protein azalması yara oluşmasının en önemli nedenidir. Yara oluşumunun ilk belirtileri en önce ciltte fark edilse de, aslında yıkım derinin altında bulunan yağ ve kas dokularındaki kayıpla başlamaktadır. Bu olumsuz gidişatta protein eksikliğinin rolü büyüktür.

Albumin, globulin gibi bir çok protein çeşidi vardır.

Albumin:
Bir protein çeşididir. Hayvansal kaynaklı yiyeceklerden sağlanan proteinlerin karaciğerde dönüştürülmesi ile elde edilir. Olağan koşullarda serumda bulunur.

Albumin büyük bir moleküldür ve çevresine su çekme özelliği vardır. Bu yüzden kandaki albumin miktarının azalması kanın içindeki sıvının damar dışarı sızmasına ve dokularda ödem gelişmesine neden olabilir.

Albumin miktarı kan ölçümleri ile saptanabilir. Eksikliği yeni oluşmaya başladığında, ilk günlerde hemen kana yansımaz. Bu nedenle kan ölçümü normal olduğu halde hastada albumin eksikliği bulunabilir.

Piyasada tedavi amacı ile kullanılmak üzere hazırlanmış albumin içeren serumlar bulunmaktadır. Hazırlanma tekniği zor olduğundan fiyatları ucuz değildir. Bu serumlar ile yapılan tedavilerin yeterli yararı sağlamadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle hastalarda protein takviyesinin damar yolu ile değil, ağız ve mide yoluyla yapılması daha doğrudur.

Kalori:
Aslında teknik bir terim olmasına rağmen beslenme konusunun ayrılmaz bir parçası olmuştur. Kalori yiyeceklerden elde edilen enerjinin birimi olarak bilinir. Enerji elde edilen yiyecekler şeker ve unlu gıdalar gibi karbonhidratlar ve sıvı ya da katı haldeki yağlardır. Vücut karbonhidratları hemen enerjiye çevirir. Yağları da daha geç ama etkili bir şekilde enerji tüketiminde kullanır. Bunun için dışarıdan alınan karbonhidrat ve yağlar yeterli olmazsa beden kendi yağ dokusunu tüketmeye başlar.

Anacak vücut bu iki kaynaktan, karbonhidrat ve yağlardan yeterince enerji elde edemediğinde proteinleri yıkarak enerji elde etmeye çalışır. Bu durum beden için yıkım anlamına gelir. Çünkü proteinler bu amaçla kullanıldıklarında asıl görevlerinde aksamalar oluşur. Hastalıklara karşı direnç azalır. Bu nedenlerle yeterince beslenmeyen kişiler önce zayıflarlar. Bu aşamada vücut yağları yakılarak kullanılmaya başlanmıştır. Sonra kaslar erimeye başlar. Yani vücudun yapısındaki proteinler kullanılmaya başlanmıştır. Şişman kişilerde de bası yarası oluşabilir ama bazı yaraları oluşumu kas erimesine eşlik edebilir. Bu nedenlerle beslenme konusu bası yaralarının önlenmesinde önemlidir. Yeterli protein alımı kadar kalori alımına da dikkat edilmelidir.

 

 

Tüm hakları saklıdır. © 2007 www.beyinfelci.org
Yasal Uyarı: Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu gelişen hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar; sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz.